Strazburg’un kadetral muhitine akşamın lacivert karanlığı yavaş yavaş çöküyor. Gündüz dolu ve canlı olan sokaklardan el ayak neredeyse çekilmiş. Kardeşim ve ben etrafta yemek yiyebileceğimiz bir Türk lokantası arıyoruz. Sonunda içeride çalışanlardan başka kimsenin olmadığı, kapanmak üzere olan bir dönerci buluyoruz. Döner çoktan bitmiş, fakat Allahtan cızbız tarzı yiyebileceğimiz bir şeyler hâlâ var.
Küçük dönercide ana kız oldukları hemen belli olan iki kadın çalışıyor. Muhtemelen bir aile işletmesi. Biz önümüze koydukları yemekleri yerken onlar da Türkiye’den geldikleri belli olan iki adamı süzüyor. Yemeğin ardından ikram ettikleri çay esnasında tanışarak sohbet etmeye başlıyoruz. Gezmek üzere geldiğimizi, şehri tanımaya çalıştığımızı anlatıyoruz.
Sohbetin bir yerinde benden birkaç yaş küçük olduğu belli olan kız bana dönerek “Kusura bakmazsanız size bir şey soracağım” diyor. Ben buyrun demeye kalmadan zıpkın gibi soru geliyor:
Sizde biraz abazalık var mı?
Gayri ihtiyari gülüp “öylemi görünüyorum” diye soruyorum.
“Hem de çok” diyor. “Görür görmez anladım” diye de ekliyor.
Sonrasındaki derin sessizliği kızın annesinin kahkahası bozuyor. “Siz lütfen kızımın kusuruna bakmayın” diyor kadın. Ardından “Burada doğup büyüyen gençler Türkçe’yi çok iyi bilmiyor” diyerek açıklama yapıyor.
Meğer geldikleri memlekette Abhazlar bir hayli fazlaymış. Kız beni onlara benzetmiş olmalı ki abhaz(a) olup olmadığımı merak ediyor.
Annesi ona abaza bir adamın argoda cinsel yönden aç, azgın ve kudurgan biri anlamına geldiğini daha sonra anlattı mı bilmiyorum. Ama ben Abhazlar ile ilgili herhangi bir mevzu bahis olduğunda o kızı hemen hatırlıyorum.
Fotoğraf: Ünal Bilir | Aalst Carnaval