Yirmi beş yılı aşkın bir süre görmediğin, irtibatının olmadığı bir insan ansızın aklına düşüyorsa bunun bir sebebi olmalıdır.
Mevsimin sonbahara döndüğü bir gün aklıma Çağatay Yaman geldiğinde ben de böyle düşündüm. Nerededir, neler yapıyordur, acaba Türkiye’ye döndü mü yoksa hala Almanya’da mı yaşıyor diye aklımdan geçirirken “bir fırsat telefonunu bulup kendisini ararayım” diye niyetlendim içimden.
Aradan hayli bir zaman geçince çalan telefonum Çağatay Bey’in durup dururken aklıma düşmediğini gösterdi. Arayan ortak bir dostumuzdu. Hemen konuya girdi ve “Siz de iyi tanıyorsunuz, Çağatay Yaman’ı kaybettik” dedi. Dediğine göre kendisi de bu acı vefat haberini bir hayli sonra öğrenmişti. Ancak verdiği detaylar vefat zamanının Çağatay Bey’in ansızın aklıma düştüğü, Avrupa’da havanın sonbahara döndüğü Ağustos sonrasını işaret ediyordu.
Hamburg’da üniversite öğrenimine başladığım yıllarda artık bugün tamamen unutulmuş, yeni kuşaktan kimsenin bilmediği kültürel bir etkinlik popülerliğinin zirvesindeydi. Gezi ve doğa fotoğrafçıları seyahatlerini orta büyüklükteki sinema salonlarında meraklısına dia gösterileri şeklinde canlı olarak anlatırdı. Olağanüstü bir görüntü kalitesiyle beyaz perdeye müzik eşliğinde yansıyan görüntülerin hikayesi fotoğrafçı tarafından canlı olarak anlatılır, izleyiciler hem görsel bir şölen yaşar hem de sinemada canlı anlatımla bir belgesel izlemiş olurdu.
Öğrenci bütçesinin elverdiği ölçüde ben de genç bir fotoğrafçı olarak bu dia gösterilerinin müdavimlerinden biriydim. Bir gün nasıl olduysa Çağatay Bey ile ortak bir tanıdığımızı bu gösterilerden birine davet ettim. Kendisi “demek sen de bizim Çağatay gibi bu işlere meraklısın. O da sürekli bu gösterilere gidiyor. Ben sizi hemen tanıştırayım” dedi.
Kendisi ile tanışmamız bu vesileyle oldu. Karşılaşmamızın üzerinden birkaç ay geçmişti ki bir gösteri hazırlamaya karar verdik. Fotoğrafçı olduğumu öğrenen Çağatay Bey ilkin Türkiye ardından da Azerbaycan ile ilgili bir gösteri hazırlayarak bunu Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde izleyiciyle buluşturabileceğimizi söyledi. Anlaşmamıza göre ekipman ve seyahat masraflarını Çağatay Bey’in fındık ticareti yapan şirketi karşılayacak ben de gösterinin çekim, tasarım, montaj ve sunumunu üstlenecektim.
Çağatay Yaman kısa hayatında birçok zorluğun üstesinden alnının akıyla gelmesini, darda olana yardım etmeyi, alın teriyle helal lokma kazanmayı layıkıyla bildi.
Hazırlıkların ardından 1998 yazında Türkiye’ye gelerek çekimlere başladım. İstanbul’dan Hasankeyf’e Safranbolu’dan Kapadokya’ya değin tarihi ve turistik anlamda izleyicinin ilgisini çekebilecek çoğu mekanı fotoğrafladım. Yaz sonunda Hamburg’a döndüğümde gösteri için gerekli tüm fotoğraflar fazlasıyla hazırdı. Ancak en az dört profesyonel dia makinesi ile müzik teliflerinin alınması ön önemlisi de salon kiraları için gerekli ön bütçe genç bir işadamı olan Çağatay Bey’in imkânlarını oldukça zorluyordu. Sektördeki deneyimli isimlerle yaptığımız görüşmelerin ardından projeyi şimdilik rafa kaldırıp alınan fotoğraf makinesi ve objektiflerini satmaya karar verdik. Gelgelelim topu topu iki üç ay kullandığımız ekipman ancak yarı fiyatına alıcı buluyordu. İkinci el fotoğraf makineleri alıp satan dürüst bir tüccar “Benim verebileceğim maksimum fiyat bu. Ancak yarın gelip bunları benden almaya kalksanız çok daha fazla ödemek zorunda kalacaksınız. Bence bunları elden çıkarmayın” dedi.
Bunun üzerine Çağatay Bey’e “benim nasılsa bir makineye ihtiyacım var. Bir fiyat takdir edin, ben size taksitler halinde ödeyerek bu ekipmanı satın alayım” dedim. O da “ben acil ihtiyacı olan bir derneğe yardım sözü verdim. O zaman siz taksitler halinde derneğe şu kadar benim adıma ödeyin” dedi. Öyle de yaptık.
Çağatay Bey’den aldığım ekipmanla birçok fotoğraf çektim. Para kazanmadım ancak kültürel anlamda Türkiye’yi ve Türk insanını tanıtan bir dizi proje yaptım. Örneğin Çanakkale Gökçeada ve Erenköy (İntepe) Belediyelerine ücretsiz olarak tahsis ettiğim kapsamlı iki fotoğraf arşivi kısmen bu ekipmanla çekildi. Olaya bu pencereden baktığınızda Çağatay Bey hem bu arşivlere sponsor oldu hem de ekipmanın karşılığı olarak ilgili derneğe ödenen paralarla birçok öğrencinin okumasına, derneğin biriken borçlarının ödenmesine vesile oldu. Görünürde fındık ticaretinden kazandığı parayı tümüyle gerçekleşmeyen bir projeye boşu boşuna yatırmıştı. Ancak gerçekte bu para bir dizi kültürel etkinliğin, hayır hasenat işinin finansal kaynağı oldu. Kısacası bir taşla iki kuş birden vurdu Çağatay Bey.
Allah ve kulları katında tezkiyemin bir anlamı olacaksa kendisinin hayır işleri için elini taşın altına koyan; dürüst, alçak gönüllü, güler yüzlü bir beyefendi olarak yaşadığına şehadet etmek isterim. 1972 baharında başlayıp 2025 yılında Malmö yakınlarında bir yol kenarında sessizce biten hayatı görünürde kısaydı. Ancak Çağatay Bey o kısa hayatında birçok zorluğun üstesinden alnının akıyla gelmesini, darda olana yardım etmeyi, alın teriyle helal lokma kazanmayı layıkıyla bildi.
Mekanı cennet ruhu şad olsun !
Fotoğraf: Özel Arşiv